Talha, her saniyesi zihnine kazınan bir lanetle, hipertimeziyle yaşıyordu. Politikacıların halkın ahlaki pusulasıyla oynadığı, vicdanların sistematik olarak uyuşturulduğu ve her şeyin saniyeler içinde unutulduğu bu ülkede, unutmamanın verdiği ızdırap artık zihnine sığmıyordu. Bu kitlesel hafıza kaybına karşı yayımladığı çevrimiçi manifesto, topluma unuttuğu her şeyi zorla hatırlattı.
Bu manifesto bir kıpırdanma yaratsa da asıl kırılma, Talha’nın kapısının önünde yankılanan o sessiz ölümle gerçekleşti. Bir adam, kendini asarak hayatına son vermişti. Bir elinde "iş", diğerinde "aş" yazıyordu. Bu dehşet verici çığlık, halkın unuttuğu en temel insani ihtiyaçların somut ve soğuk bir kanıtıydı. Talha için o an, sadece hatırlatmanın yetmeyeceği artık düzenin silahlarıyla kuşanıp oyunu onların kuralına göre oynaması gerektiği bir kırılma noktasıydı.
Baş Unutan’ın sarayına dayandığı gün, bir direnişle karşılaşmadı. Korumalar ve ofis çalışanları, suçluluk duygusunun verdiği yorgunlukla ona yolu açtılar. Zira herkes "o günün" geldiğini biliyordu. Koridorlarda bir devrim heyecanı değil suçüstü yakalanmanın getirdiği bir gizlenme telaşı vardı: Kimi bıyığını kesiyor, kimi kıyafetini değiştirerek geçmişinden kaçmaya çalışıyordu.
Talha, Baş Unutan’ın odasına girdi ve silahını onun alnına dayadı ancak tetik çekildiğinde namludan çıkan kurşun değil ölümü ve yeniden doğuşu simgeleyen bir iris çiçeği oldu. Talha onu öldürmedi çünkü Baş Unutan’ın yalvaran gözlerinde ölümün bir ceza değil bir kurtuluş olduğunu gördü. Onu o devasa makam koltuğuyla beraber odanın karanlık bir köşesine itip ardına bakmadan çıktı. Seçim günü geldiğinde, Baş Unutan’ın on yıllardır süregelen manipülasyon yöntemleri, Talha gibi hesap dışı bir adama karşı hükümsüz kaldı. Kürsüye çıkan Talha, kitlelere o sarsıcı cümleyi kurdu: "Ben politik partileri sevmiyorum. After-parti istiyorum."
Ülkede hızlı bir dönüşüm başladı. Doğa yeniden uyandı, fabrikalar dumanlarını daha umutlu tüttürdü. Talha, unutanları ve politikacıları yargılamak için Empati Merkezleri’ni kurdu. Temel ilke basitti: Kim ne yaşattıysa, ne eksik ne fazla, aynısına maruz kalacaktı. Merkezlerin değişmez kuralı ise şuydu: "Ölmek yasaktır." Çünkü ölüm, burada bir son değil adaletten bir kaçıştı. Baş Unutan’ın hücresi, diğerlerinin aksine altın varaklarla süslenmişti. O artık bir kral değil, görkemli geçmişinin en sefil mahkûmuydu.
Ancak kurduğu bu kusursuz sistemin sonunda Talha, acı bir gerçekle yüzleşti: Baş Unutan bir sebep değil yalnızca bir sonuçtu. Asıl sorun, unutmayı bir yaşam biçimi, bir savunma mekanizması haline getiren halkın kendisiydi. Anladı ki bir sorunun kaynağını kurutmadığınız sürece sadece görünen sonuçları cezalandırmak hiçbir şeyi çözmüyordu. Sebep değişmedikçe sorun sadece şekil değiştirerek geri dönecekti.
Talha, kendi içindeki politikacıyı ve kontrol arzusunu yok ettiğinde unutmama üzerine kurulu bu yeni düzenin temelleri de sarsıldı. Empati Merkezleri’nin kapıları açıldığında, dışarı çıkan "amnezi hastaları" nükleer bir sığınaktan çıkarcasına etrafa bakındılar ve saniyeler içinde kendilerine yeni bir Baş Unutan seçtiler. Kötülük bitmiyordu; çünkü zemin hala aynıydı. Üstelik bu sefer, Empati Merkezleri’nde çektikleri acılardan devşirdikleri yeni mağduriyet hikâyeleri de vardı.