Wisconsin’in iç kesimlerindeki o derin sessizlik boş değil 1,6 milyar yılın ağırlığıyla doludur. İnsan egosu, bu kadim ve sessiz kanyonların ortasında nihai yolculuğuna başlar.
Adam, Rocky Arbor Eyalet Parkı’nın sarp arazisinde telaşlı ve yüksek tempolu bir enerjiyle hareket eder. Çağlar önce kurumuş bir nehir yatağının taşlaşmış kalıntıları arasında ilerleyişi biyolojik ajitasyonun bir portresidir. Bu, kendi önemine hâlâ ikna olmuş bir canlının sergilediği çaresiz ve kinetik bir tutunuştur ancak kumtaşı katedrallerinin derinliklerine indikçe hayatının o hummalı koşusu yavaşlamaya başlar ve yerini soğuk, mineral bir durgunluğa bırakır.
Derken, kırılmalar başlar. Tarih öncesinden kalma şiddetli ve kadim bir selin stroboskobik ışık patlamalarını andıran anlık görüntüleri, adamın şimdiki zaman algısını parçalar. Bu zamansal yarılmaların içinde sarsıcı bir gerçeği fark eder: Bu topraklar hayatı için bir fon değil mutlak bir yok oluş gücüdür.
Kanyonun kalbinde, sessiz, kadınsı bir figür belirir. O, Baraboo Sıradağları’nın bizzat vücut bulmuş halidir. Arkası dönük bir şekilde öylece durur. Ne bir empati, ne bir tanıma, ne de bir teselli sunar. O, mutlak kayıtsızlığın "Gaia"sıdır. Kadim nehirlerden önce de oradaydı ve adam silinip gittikten çok sonra da orada kalacaktır.
Bu kozmik berraklıkla yüzleşen adamın hayatta kalma mücadelesi radikal bir teslimiyet eylemine dönüşür. Dünyevi tüm işaretlerini -saatini, ayakkabılarını, dijital eşyalarını- bir kenara atarak kendini kum ve toprağın çıplaklığına bırakır. Son nefesinde, fısıltıyla şu dizeleri mırıldanır:
"Ben bir ekmek kırıntısıyım
Yerde, bir kenardayım
Biri süpürsün beni
ya da bir karınca alsın götürsün"
Bedeni taşlaşmaya başlar. Adam tamamen yok olana geride sadece gerçek bir kırıntı bırakana dek gölgelerle ve kuvarsit kayalarla birleşir. Tek bir karınca, "benliğin" o son kalıntısını teslim almak üzere geldiğinde evrenin ebedi sessizliği geri kalan her şeyi çoktan geri kazanmıştır. Zamanın uçsuz buçaksız ve tekrarlanan tarihinde ego, hiçbir zaman bir zerreden fazlası olmamıştır.
Bu, bizzat yazdığım bir kısa film senaryosu olan "The Crumb"ın hikâyesidir.